Çizimler Haberler Kitaplar Resim Galerisi Videolar Yazılar
Buradasınız » Anasayfa » Forum » Yapı Denetim » Yapı Denetim Gerçeği ve Etkin Bir Denetim Nasıl Olmalı?

İNŞAAT PROGRAMLARI

MİMARLIK PROGRAMLARI

İNŞAAT SEKTÖRÜ

MİMARLIK SEKTÖRÜ

EMLAK

ÖĞRENCİLER

FORUM HAKKINDA

GENEL KONULAR

Yapı Denetim Gerçeği ve Etkin Bir Denetim Nasıl Olmalı?



Yapı Denetim Kanununun eksikleri var, birçok eleştirilecek yönleri var, ama öncelikle bir şeyi belirtmek isterim: 13 yıldır uygulanmakta olan bu Yapı Denetim Kanunu kapsamında yapılmış olan yapılar güvenli yapılardır. Taşıyıcı sistem bakımından güvenli yapılardır. Olası bir depremde, projelerde öngörülen büyüklükteki depremlerde binalar yıkılmayacak, ayakta duracaklardır. Ama kanun kapsamı dışında olan veya dörtlü TUS ile yapılmış olan binalar, kamu yapıları ve diğerleri hakkında bir şey söylememiz söz konusu değil.

İnsanların güvenli ve sağlıklı yapılarda, yaşanabilir bir çevrede yaşama hakkı, en temel haktır ve bu hakkı sağlamak da kamunun en temel görevidir. Bu görev 1999 Marmara depreminden sonra yapı denetim kuruluşlarına devredilmiştir. Çıkartılan bu kanunla, devletin, kamunun yetkisinde olan bu görevin özel şirketler aracılığıyla yapılması öngörülmüştür. 595 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameyle çok büyük değişiklikler yapılmış, gerçekten çağdaş bir kanun ortaya konulmuştur. Bu kanunun amacı neydi, bu kanunla ne amaçlanmıştı?

Öncelikle, depremler ve diğer doğal afetlerin neden olabileceği zararların azaltılması için yapı güvenliğinin artırılması amaçlanmıştı. Bina yaptıran veya satın alan tüketici konumundaki kişilerin, kusurlu ve ayıplı inşaatlar nedeniyle uğrayacakları can ve mal kayıplarının azaltılması hedeflenmişti. Denetimsiz ve kaçak yapılaşmanın engellenmesi hedeflenmişti.

Yapıların kalitelerinin artırılması, ekonomik ömürlerinin uzatılması ve bakım ve onarım giderlerinin azaltılması hedeflenmişti. Diğer taraftan, projelendirme ve yapım sürecinde görev alan proje müellifi, yapı müteahhidi, şantiye şefi ve yapı denetim kuruluşlarında görev alan mühendis ve mimarların yetkinlik kazanması ve niteliklerinin geliştirilmesi, mühendislik ve mimarlık mesleklerinin önemi ve saygınlığının artırılması hedeflenmişti.

Bir diğer amaç olarak da, inşaat sektöründe tüketici bilincinin geliştirilmesi ve tüketicinin korunması hedeflenmişti. Diğer taraftan, yapı üretim sürecinde kusur işleyenlerin cezalandırılması gündemdeydi. 595 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameyle, yapı denetim sisteminde, prensip olarak, etkin ve verimli bir yapı denetim sisteminin ancak bağımsız, deneyimli, yetkin ve sorumlu kişi ve kuruluşlar eliyle sağlanabileceği ana fikri kabul edilmiştir. Ayrıca, denetim hizmetlerinin ancak nitelikli ve uzmanlığı belgelenmiş mühendis ve mimarlar eliyle yapılmasının gerekliliği kabul edilerek, meslek sahiplerinin uzmanlıklarının belirlenmesi konusunda ilgili meslek odaları yetkili kılınmıştır. Bu da yine çok önemli bir ilerlemeydi; meslek odaları bu sistemin bir parçasıydı.  Mal sahiplerini ve tüketiciyi korumak amacıyla da yapı denetim kuruluşlarına mali denetim sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiştir.

Bu kanun hükmündeki kararname bu kadar iyi bir kanunken, 10 ay gibi bir süre 27 pilot ilde uygulanmış ve daha sonra Anayasa Mahkemesi, 5 e 4 gibi kritik bir oyçokluğuyla bu kanun hükmündeki kararnameyi iptal etmiştir. Bundan sonra da, 2001 yılında bildiğiniz gibi, 4708 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanunumuzda 10 yıl boyunca 19 pilot ilde uygulanmış ve 2011 yılının başından itibaren de tüm uygulanmaya başlanmıştır.

Buradaki en büyük sorun, en temel sorun, denetleyen ile denetlenen arasındaki ticari ilişkinin devam ediyor olması. Burada hizmet sunumlarındaki haksız rekabet engellenememiş ve mevzuatta öngörülen yapı sahibi: yapı denetim kuruluşu ilişkisi uygulamada maalesef kurulamamıştır. Yasaya göre, bildiğiniz gibi, yapı sahibi, yapı denetim kuruluşunu belirlerken; pratikte, yapı müteahhitleri, yapı sahibi gibi davranmakta. Özellikle yap-sat çı sektöründe yapı sahipleri, oradaki tarlanın sahibi ya da gecekondunun sahibi olan  vatandaşlarımız, hiçbir şeye karışmıyor,  Ben hiçbir şeyden anlamam, hiçbir şeye karışmam; bana vereceğin bir:iki daireyi bilirim, gerisini bilmem, hepsini sen yürüteceksin diyor. Dolayısıyla, müteahhit, böyle bir yetkiyidaha işin başında alıyor ve sizin karşınıza, yapı denetim kuruluşunun karşısına tam yetkili olarak geliyor, bütün pazarlığı yapıyor. Bu pazarlık, hem ekonomik pazarlık, hem de kaliteden ödün pazarlığı olabiliyor.. Burada iki tane pazarlık var. Kanuna aykırı olmasına rağmen, yapı denetim kuruluşları, pratikte yapı müteahhitleriyle anlaşma yapmak durumunda kalmakta; dolayısıyla, yaptırım güçleri azalmaktadır ve bağımsız bir yapı denetim sisteminin oluşma koşulları işin başında bitmektedir, yok olmaktadır. Müteahhit, yapı denetim kuruluşunu kendisi belirlediği sürece sektörde sağlıklı bir denetim sürecinin oluşması mümkün değildir. Bunu herkes her ortamda söylüyor. Bunu Bakanlığımız bürokratları da biliyor, bunu Meclise de taşıyoruz, Mecliste de söylüyoruz. Ancak, bugüne kadar bir düzenleme maalesef getirilememiştir. Bundan sonraki hedefimiz, tüm tarafların hedefi, bunu değiştirebilecek siyasi baskıyı oluşturmak olmalıdır.

Gelişmiş ülkelerdeki yapı denetim sistemine baktığımızda, denetim hizmet bedeli asgari ücretlerin yüzde 1.5 ile yüzde 6 sı arasında değiştiği görülmektedir. Bizim mevzuatta da, bildiğiniz gibi, daha önce yüzde 4 ile 8 arasında değişirken, bu, 4708 sayılı Yasayla yüzde 3 e, daha sonra da yüzde 1.5 a indirilmiştir. Yetmedi, torba kanunla da organize sanayi bölgelerinde bu yüzde 1.5 tan da dörtte üç indirim, yüzde 75 indirim yapılmıştır. Bunun da gerekçesi sanayi yapılarını teşvik etmek. Sanayi yapıları böyle teşvik edilmez. Mühendislik hizmetleri yok sayılarak, sıfıra indirilerek teşvik olmaz. Maalesef, bu kanun da, torba kanun da yürürlüğe girdi, kanunlaştı. Yine bu süreç içinde peş peşe çıkartılan ek yönetmeliklerle yapı denetim kuruluşları sayısı artırılmış ve neredeyse sayı sınırlaması kaldırılmıştır.  Bu düzenlemeyle, ülke çapında belli bir standart yakalamış olan yapı denetim sistemi işlevsiz hale getirilmiştir. Bir ilde yapı denetim kuruluşlarının sayısının artması ile kaliteli bir denetim yapılması arasında tamamen ters bir orantı vardır. Siz sayıyı artırdığınız zaman kalite artmıyor, bilakis düşüyor. Bu kanun, bu madde çıkartıldığı zaman, küçük illerden örnek verilmişti; Hakkari, Ardahan, Tunceli gibi iller örnek gösterilerek, oradaki sayıların 1 veya 2 olmasından dolayı, bu sayıların artması gerektiği, nüfusun önce 50 bine bölünmesi, daha sonra 20 bine bölünmesiyle rakamların tespit edilmesi hedeflenmiş, bu şekilde uygulanmıştır. Ancak, şu anda uygulamada gerçekten bunun eksi yönlerini görmekteyiz; sisteme zarar veriyor.

Diyoruz ki, vatandaşın anayasal hakkı olan can ve mal güvenliği, etik kurallardan yoksun olan serbest piyasa koşullarına bırakılmamalıdır, oluşacak haksız rekabet ortamının önüne geçilmelidir.

2004 den beri yapı denetim sistemi kademeli olarak geriye gitmiş ve neredeyse işlevsiz hale gelmiştir. Buna rağmen, ülke genelindeki yapı denetim kuruluşları büyük özveriyle görevlerini yerine getirmek için çaba göstermektedirler. Ancak, inşaat sektörü için önemi tartışılmayacak kadar açık olan yapı denetim sisteminde denetim sorumluluğunu alan mühendis ve mimarların ödün vermeden görevlerini yapmaları neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bilinmelidir ki, sistemden kaynaklı sorunların çözümü geciktikçe, can ve mal emniyeti bakımından riskler büyümekte ve mühendis camiasının saygınlığı yok olmaktadır.

Yapı denetim bir kamu hizmetidir. Kamu hizmetini, denetimi alacak kişinin, şahsın gidip denetleyeni kendisinin seçmesi olamaz. Nasıl ki gidip de vergi denetmenimizi biz seçemiyorsak, denetim yapacak SGK uzmanını biz belirleyemiyorsak, hâkimimizi, savcımızı biz seçemiyorsak, müteahhit de denetimcisini kendi seçememeli. Bir kamu hizmeti olan bu hizmeti üçüncü şahıslar adına, ki müteahhit orada kalmıyor, o binada yaşamayacak, biz sonradan o binayı alıp da orada yaşayacak olanlar adına denetliyoruz. Bunun mutlaka bağımsız olması lazım. Bir elektronik görevlendirme olması lazım. Havuz sistemi olabilir. Bu havuz sistemini tepede yürüten, yönlendiren bir kurum, kuruluş olabilir. Bu, Bakanlık olabilir,
Yapı Denetim Kuruluşları Birliği olabilir, karma bir şey olabilir,  Kim yaparsa yapsın, kim dağıtırsa dağıtsın; ama bir elektronik görevlendirme olması lazım. Denetleyen ile denetlenenin birbiriyle ilişki içinde olmaması lazım.
 
Diğer önemli bir konu; ceza maddesidir,  başından beri hatalı. 2001 den bu yana tüm taraflar söylüyor; Evet, haksızlık, yazık, böyle de olmaz ki deniyor, ancak ceza veriliyor. Çünkü mevzuat onu gerektiriyor. Bakanlık ceza veriyor, odalarımıza geliyor; odalarımız, onur kurullarında ceza veriyor: Mevzuat bunu gerektiriyor yapacak bir şey deniyor. Ama önce bir sor bakayım, adam bu hatayı yapıyor da, niye yapıyor? Mevcut mevzuat ve sistemden dolayı yapmak zorunda kalıyor. Siz olsanız siz de yaparsınız. Yani Bakanımız gelsin, Genel Müdür gelsin, herhangi bir yapı denetim kuruluşuna gelsin, bu sistemde kalacaksa, bu hataları yapmak zorunda kalır. Dolayısıyla, kaynakta sorun var. Su oradan bulanık geliyorsa, burada yapılacak fazla bir şey yok. Mühendislerin, mimarların hata yapma olasılığı yüksek. Bunu mutlaka kökünden çözmek lazım. Yapı denetim kuruluşlarını kapatmak, ceza vermek, 1000 tane firma kapattık, 5000 tane mühendis cezalandırdık falan; bu, sistemin başarısızlığını gösterir. Burada cezaların bu kadar yüksek olması, bu sistemin iyi çalışmadığını gösterir.

 Burada müteahhitlere hiçbir şey yok, müteahhitlerden hiçbir şey istemiyoruz. Yapı denetim kuruluşlarından şu kadar kriterler isteniyor; ama bir müteahhit, izin belgesi aldığı zaman, hiçbir şey istemiyoruz, sadece Git, ticaret odasına kaydol, vergi levhanı
getir, al belgeni diyoruz. Onlardan da isteyelim; 5 teknik eleman bulundursun, o da şu, şu, şu kriterleri yerine getirsin. Yapı denetim kuruluşunu kapattığınızda komple bütün işleri feshediliyor; sistem öyle, ceza öyle. Müteahhit kapatma alıyor mu? Almıyor. Hatayı yapan o. Biz 3 gün içinde bildirmemişiz veya atlamışız süresi içinde ilgili idareye bildirmediğimiz için 1 yıl kapatma cezası. Üzerindeki bütün işler fesholuyor. Müteahhidi de böyle bir kapat, bakalım o zaman müteahhit böyle bir hatayı yapıyor mu? Burada çifte standart var.
Mali sorumluluk sigortası sisteme getirilmelidir. Çok önemsiyoruz. Mesleki sorumluluk sigortası mühendis:mimarlar için gereklidir. Hizmet bedeli oranları, bir çalışma yapılarak, orada gerçek rakamlara göre, mühendis mimar meslektaşlarımıza uygun ücretin verilmesi şartıyla, yüzde 2 ile yüzde 4 arasında değişebilir. Bunlar standart olarak belirtilmelidir. Hangi yapı, yapının büyüklüğü, bitiş zamanı, içeriği, bu kriterler göz önüne alınarak belirlenmelidir. Aşırı yüksek fiyatlarla da yapı denetim hizmetlerinin verilmesi önlenmelidir.

Üniversitelerden mezun olan mühendislerimizin hemen iş yapması konusu var, yani mühendislik hizmeti verilirken yetkinliğe bakılmıyor. Yapı denetim sisteminin temelinde yetkin mühendislik ve mimarlık sisteminin geliştirilmesi yatmaktadır. Mühendislik diploması alan herkesin sınırsız mesleki yetkiyle donatılması, gelişmiş hiçbir ülkede yoktur. Onun için de meslek odalarının vereceği mesleki eğitimlerle bu eksiklik giderilmelidir.

Kamu yapıları dâhil, tüm yapılar yapı denetimi kapsamına alınmalıdır. Özellikle, kentsel dönüşümde yeni yapılaşmalar var; bu yapılar, eğer TOKİ eliyle yapılıyorsa, yapı denetimi dışındadır. Artık karar verelim; 13 senedir bu sistem yürütülüyor, eksikleri biliniyor, buradan hâlâ bir sonuç çıkartamamışsak, bu Yapı Denetim Kanunu ya iptal edelim ya da bütün yapıları bu kanun kapsamında değerlendirelim.

Meslekiçi eğitimler çok önemlidir. Meslek odalarımızla beraber bu eğitimlerin verilmesi lazım. Çünkü şu anda denetçi belgelerinin verilmesindeki kriterler yeterli değildir, bunların mutlaka takviye edilmesi lazım. Yapı Denetim Kuruluşları Birliğine tüzel bir kişilik getirilmelidir.. Burada hem otokontrolü sağlamak, hem yapı denetim kuruluşlarının iş ve işlemlerini denetlemek için böyle bir birliğe ihtiyaç var. Bunu da mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Yapı denetim sürecinin hem denetleme, hem kanun ve mevzuat çalışmaları sırasındaki tüm süreçlerine tarafların dâhil olmasını istiyoruz. Meslek odası temsilcileri, Birlik temsilcisi ve ilgili idare temsilcileri de mutlaka o komisyonlarda görev alsınlar. Biz yaptık, oldu bitti olmasın. Çünkü uygulayanlar bizleriz, Uygulanabilir bir mevzuat istiyorsak, tüm tarafların görüşlerini dikkate almamız lazım, bir mevzuat çalışması yapılacaksa, tüm taraflar katkı koysun istiyoruz.
 
İnşaat Mühendisi Hüseyin KAYA
Yapı Denetim Kuruluşları Birliği Başkanı
İnşaat Mühendisleri Odası Yapı Denetim Komisyonu Başkanı
Alıntı: www.tutev.org.tr



ingilizce türkçe çeviri 2019 TYT Konuları malatya oto ekspertiz malatya rent a car malatya web tasarım